Bilimsel Yöntem Nesnel midir?
Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden
Bilimsel yöntem, bilginin doğru, tarafsız ve tekrarlanabilir bir şekilde elde edilmesi gerektiğini savunur. Ama bu gerçekten mümkün mü? Herkes için aynı objektifliği sağlayabilir mi? Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar, bilimsel yöntemin nesnelliğini sorgulamak için önemli açılardır. Hadi bu soruyu birlikte inceleyelim.
—
Bilimsel Yöntem ve Nesnellik: Temelleri ve Gerçekliği
Birçok kişi bilimsel yöntemi bir tür “gerçek”i bulma aracı olarak görür. Deneyler, gözlemler, veriler… Hepsi belirli kurallara dayalı, nesnel bir süreç içinde işler. Ancak bu süreçlerin dış dünyaya nasıl uygulandığına ve kimin bu yöntemleri uyguladığına dair gözlemler, her zaman beklediğimiz kadar nesnel olmayabilir.
Örneğin, İstanbul’da bir sabah işe giderken metrobüste karşılaştığım bir manzarayı düşünün. Genç bir kadın, toplu taşıma kartını okuturken elindeki telefonuna odaklanmış. Bir an için, bu sıradan sahnede bilimsel bir gözlemci gibi düşünüyorum. Kadın, bir gözlemevi gibi ekranı inceliyor. Ancak; bilimsel gözlemler nesnel olmalı, değil mi? Onun cinsiyeti, yaşadığı yerin sosyal yapısı, ekonomik durumu… Bunlar gözlemi nasıl etkileyebilir? Burada, kadınların genellikle toplu taşıma araçlarında daha dikkatli ve korunmaya ihtiyaç duyan bir pozisyonda olmaları, gözlemci için bir fark yaratabilir.
İçimdeki sivil toplumcu devreye giriyor: “Bu, yalnızca bilimsel bir gözlem değil, toplumsal bir dinamiğin parçası. Kadının yaşadığı çevre, onun toplu taşımadaki davranışlarını ve karşılaştığı zorlukları etkiliyor.” Bu noktada bilimsel yöntemin nesnelliği ile ilgili ilk soru işaretimi alıyorum.
—
Bilimsel Yöntemin ‘Nesnellik’ Anlayışı ve Toplumsal Cinsiyet
Bilimsel yöntemi nesnel ve tarafsız bir süreç olarak kabul etmek kolaydır. Ancak toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında, bilimsel süreçlerin çoğu zaman ‘erkek egemen’ bir bakış açısını yansıttığını görüyoruz. Özellikle tarihsel olarak, bilimsel araştırmaların çoğu erkeklerin perspektifinden yapılmıştır. Kadınların ve diğer marjinalleşmiş grupların sesleri, çoğu zaman bilimsel kanonlardan dışlanmıştır.
Düşünsenize, bilimsel literatür, “bilim insanı” denildiğinde, genellikle beyaz, erkek bir figür canlanır. Bunun sonucu olarak, bazı toplumsal sorunlar, daha çok erkek gözünden ve onların deneyimlerinden yorumlanmıştır. Örneğin, tıbbi araştırmalarda kadınların hormon döngüsü ya da doğurganlık gibi konular yeterince araştırılmamıştır. Oysa bu tür meseleler, kadınların yaşamında büyük bir yer tutar. Ancak bilimsel metot, nesnellik adına, bu tür konuları dışarıda bırakmış, ya da erkek perspektifi üzerinden değerlendirilmiştir.
Bu durumda içimdeki insan tarafım, hemen bir empati çağrısı yapar: “Kadınların ve marjinal grupların yaşadığı dünyayı anlamadan yapılan bilimsel gözlemler, tam anlamıyla nesnel olabilir mi? Gerçekten toplumun tüm kesimlerinin gerçekliğini yansıtan bir ‘bilimsel yöntem’ var mı?”
—
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bilimsel Yöntem
Toplumsal çeşitliliğin bilimsel yöntem üzerindeki etkilerini de göz ardı edemeyiz. Herkesin aynı önceliklere, deneyimlere ve algılara sahip olmadığını kabul etmek, bilimsel gözlemleri çok daha derinleştirir. İnsanlar arasında sosyal eşitsizlikler, kültürel farklılıklar, ekonomik durumlar, eğitim seviyeleri gibi faktörler, bilimsel bir çalışmanın nesnelliğini etkileyebilir.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, sahada karşılaştığım bir örneği hatırlıyorum. Bir projenin etkisini ölçmek için yapılan anketlerde, şehirde yaşayan farklı gelir gruplarındaki bireylerin bakış açıları büyük farklar gösteriyordu. Düşük gelirli bir mahallede yaşayan bireyler, aynı konuda farklı bir algıya sahipken, varlıklı bir semtte yaşayanlar daha farklı bir deneyim sunuyordu. Bilimsel yöntem gereği, bu verilerin hepsine eşit bir şekilde yaklaşmak gerekirken, kişilerin yaşam koşullarının ve toplumsal statülerinin gözlemlerini nasıl şekillendirdiğini de anlamak gerekiyor.
İçimdeki mühendis bunu şöyle özetler: “Veriler doğruysa, o zaman her şeyin nesnel olacağı doğru değil mi?” Ancak içimdeki insan hemen itiraz eder: “Bu kadar basit değil. Veriyi kim toplar, kim analiz eder ve hangi perspektifle yorumlanır? Bunlar da önemli.”
—
Bilimsel Yöntemin Nesnelliğini Zayıflatan Faktörler
Sosyal ve Ekonomik Durumlar: İnsanların yaşam koşulları, onların bilimsel gözlemlerini ve veri yorumlarını doğrudan etkiler. Çeşitli grupların farklı algıları ve deneyimleri, bilimsel süreçlerin nesnelliğini sorgulatabilir.
Toplumsal Cinsiyet: Kadınların tarihsel olarak dışlanmışlıkları, bilimsel yöntemlerin nesnelliğini etkileyebilir. Kadınların ve diğer marjinal grupların deneyimlerinin bilimsel çalışmaların içine dahil edilmesi, daha kapsayıcı ve doğru sonuçlar doğurabilir.
Kültürel Çeşitlilik: Farklı kültürler, farklı bakış açıları ve farklı yaşam deneyimleri ile bilimsel gözlemler çeşitlenir. Her bir perspektif, verinin farklı bir yönünü ortaya koyar.
—
Sonuç: Nesnellik ve Bilimsel Yöntem
Sonuç olarak, bilimsel yöntem kendi başına nesnel olabilir, ancak dışarıdaki sosyal yapılar, toplumsal cinsiyet dinamikleri ve kültürel farklılıklar bu nesnelliği etkileme potansiyeline sahiptir. Herkesin deneyimi farklıdır ve bu farklılıklar bilimsel gözlemler üzerinde belirleyici bir rol oynar. Yani, bilimsel yöntemin sadece objektif bir süreç olarak kalması, toplumun sadece bir kesiminin deneyimlerini yansıtan sınırlı bir bakış açısına indirgenmiş olur.
Toplumun tüm çeşitliliğini yansıtan bir bilimsel yaklaşım, gerçek anlamda daha nesnel ve kapsamlı olabilir. Bu yüzden bilim, her bireyin sesi duyulacak şekilde yeniden şekillendirilmeli. Her gözlemde, her deneyimde, farklı bakış açıları dikkate alınmalı.